http://www.beyan.com.tr/arsiv/2000/ocak


GIYBET


Nitekim Rasulü Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem:
"Dinleyen de gıybet eden de birdir". buyurmuştur.
Söyleyen ve dinleyen gıybette birdir, ortaktır. Ancak dili ile konuşmaz, korkar ve kalbi ile de reddederse kurtulur. İmkânı varsa oradan ayrılmalıdır. Bunları yapmayıp da içinden dinlemeyi isteyerek, diliyle yapmacık olarak konuşma derse, bu da onu kurtarmaz. Nifak olur ve münafıklık alâmetidir. Kalbinden istemedikçe günahtan kurtulamaz. El, kol hareketleriyle de onaylamadığını belirtmek isterse, bu da onu mesuliyetinden alıkoymaz.
Bu sayımızda; kadın erkek herkesin, hele hele de biz hanımların en çok yaptığı bir yanlıştan bahsedeceğiz. Evet, konumuz gıybet...
Gıybet; duyduğu zaman, insanın hoşuna gitmeyecek olan bir kusuru gıyabında söylemektir. Buna günümüzde bizim
dilimizle çekiştirme denmektedir.
Bu kusur, kıyafetinde, yaradılışında, ahlakında ve akrabasında, her nerede olursa olsun fark etmez. Sözünde olsun, dünyalığında olsun, ahireti hususunda, hatta elbisesinde, evinde olsun, hepsi birdir.
Biz hanımlar dedim, çünkü; kadının günümüzde alışkanlık haline getirdiği bu huy, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tarafından da tasdik edilmiştir. Bu konuda bir çok hadis rivayet edilmiştir. Ayrıca bu konu Kur'anı Kerim'de de 33 yerde geçmektedir: Bu da bizlerin düştüğü bu yanlışı bir an önce telafi etmemiz gerektiğini açıkça beyan etmektedir. Kadınlar, hele de bu günümüzde erkeklere nazaran dillerini tutmakta daha zayıftırlar. Bunun nedenleri araştırıldığında, bir çok sebepler karşımıza çıkmaktadır.
Gözü şaşıdır, başı keldir, cimridir, kötü insandır, hırsızdır, yalancıdır, haindir, kumarbazdır, çok konuşur, çok uyur, uzundur, kısadır, pisdir, namazı doğru kılmaz vb. gibi sözleri çok söylemekte ve duymaktayız.
Kadın, fıtrat olarak erkekten daha vesveselidir. Günümüzde teknolojinin ilerlemesi, ev işlerindeki rahatlık, her işin bir makinasının olması kadınların işlerini kolaylaştırmıştır. Bu kolaylık boş vakitlerin çoğalmasına neden olmakla beraber hiç de sanıldığı gibi kadına kâr getirmemiştir. Aksine zarar vermektedir. Kadın toplantıları çoğalmış, bu boş vakitler ibadet, zikir ve tefekkürle dolması gerekirken, yerini dedikoduya, laf taşımaya ve gıybete bırakmıştır. Bir araya gelen hanımlar, iki kişi bile olsa, hemen bir başkasını çekiştirmeye başlıyorlar. Bu önüne geçilemez bir alışkanlık olmuştur ki; artık çoğu kimse bunu engelleyemez hale gelmiştir. Kur'an ve din sohbetlerinde bile, sohbet biter bitmez hemen çekiştirme başlamaktadır. Öyle ki ben kendi gözlerimle buna şahit olmaktayım. Dikkat ederseniz sizde bunları sık olarak görebilirsiniz.
Camiye, Teravih namazı kılmaya gelen hanımlar bile, namaz aralarında hemen fıs fıs konuşmalara başlıyorlar. Evet bu kötü huyu camilere, sohbetlere bile taşımaktayız.
O halde bizlere düşen; içinde bulunduğumuz şu mübarek Ramazan ayı içerisinde bol bol Tövbeisriğfar getirmeli, bu alışkanlığı daha müsbet yönlere çevirmeli ve bu durumda gördüğümüz kimseleri de uyarmalıyız. Bunu yaparken, çekiştirdiğimiz kimsenin leşini, etini yediğimizi görsek elbette yapmayız, yapamayız ama, her şey bizim bildiğimiz gözle de görülmüyor tabii. Ama Kur'an'a ve Peygamber'e inanan kimselerin bunu görmesine de gerek yok zannediyorum.
Bu konuda; Enes (Radıyallahu Anh) diyor ki;
Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz, bir gün oruç tutmamızı emretti, sonra da;
"Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın.
Herkes orucunu tuttu, akşam olunca teker teker müracat edenlere, iftar müsaadesi verildi. Bu arada bir adam gelerek;
"Ey Allah'ın Resulü! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zâtı alinize gelmeye utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler" dedi.
Rasûlü Ekrem müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Rasûlü Ekrem:
"Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle, oruç tuttularsa istifra etsinler bakalım. buyurdu.
Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da aynı şeyi yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Rasûlü Ekrem'e dönerek vaziyeti bildirdi. Bunun üzerine Peygamberimiz:
"Nefsim, kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları Cehennem ateşi yerdi." (1)



Bera (Radıyallahu Anh) diyor ki;
"Rasûlü Ekrem bize bir hutbe irad etti, hatta evlerinde oturan kızlar da bunu duydular. Hutbesinde şöyle buyurdu;
"Ey dili iman edip kalpleri ile inanmayanlar, müslümanları gıybet etmeyin, onların gizli hallerini araştırmayın. Kim din kardeşinin gizli hallerini araştırırsa, Allahü Teâlâ'da onun gizli hallerini araştırır. Allahü Teâlâ kimin gizli hallerini araştırırsa, onu evinin içinde de açığa çıkarır ve rezil eder. (2)
Gıybet; öyle kötü ve pis bir huydur ki, günahı söyleyene de, dinleyene de paylaştırılır. O sebeple ne söyleyelim, ne de dinleyelim. Sadece engel olalım, bunu da yapamıyorsak o ortamı terkedelim. Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsak, bize düşen budur, müslüman hanıma yakışan da budur.
Bu konuyla alâkalı olarak, İmam Gazâli İhya'sında şöyle buyurmaktadır;
"Gıybetin bir çeşidi de, gıybet edenin hevesini artırıp daha fazla konuşturmak maksadıyla, güya şaşkınlık izhar ederek ona doğru meyil göstermesidir.
Bu sayede gıybet edeni, daha fazla konuşturmuş olur. Mesela; (yahu şaşılacak şey, ben onu öyle bilmezdim, şimdiye kadar o zatı hep iyi tanımıştım, ben ondan bu işi hiç beklemezdim) gibi konuşmalar yapar ki, bütün bunlar gıybet edeni ve yapılan gıybetleri tasdik ve teşviktir. Hatta değil bu hareketlerle, yalnız susarak dinlemek de teşvik ve gıybette ortaklıktır."
Nitekim Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem:
"Dinleyen de gıybet eden de bir dir. buyurmuştur. (3)
Söyleyen ve dinleyen gıybette birdir, ortaktır. Ancak dili ile konuşmaz, korkar ve kalbi ile de reddederse kurtulur. İmkânı varsa oradan ayrılmalıdır. Bunları yapmayıp da içinden dinlemeyi isteyerek, diliyle yapmacık olarak konuşma derse, bu da onu kurtarmaz. Nifak olur ve münafıklık alametidir. Kalbinden istemedikçe günahtan kurtulamaz. El, kol hareketleriyle de onaylamadığını belirtmek isterse, bu da onu mesuliyetinden alıkoymaz. Bize düşen görev, gıybetin önemini kavrayıp, karşımızdakini gıybetten men etmektir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Kimin yanında bir mümin (aleyhinde konuşulmakla) zillete düşürülür de ona yardıma gücü yettiği halde yardım etmez, onu zilletten kurtarmazsa; kıyamet günü mahlukat arasında Allahü Teâla onu zelil eder. (4)
Yine Peygamberimiz (s.a.v) Bu hususda;
"Gıyabi olarak din kardeşi aleyhindeki dedikodulardan, din kardeşini müdâfaa eden kimsenin, kıyamet günü ırz ve şerefini korumayı Allahü Teâla üzerine almıştır. (5)
Haydi hanımlar, bu konuda kendimize bir çeki düzen verelim. Cehennem ateşini hak edenlerden olmayalım. Din kardeşlerimizi çekiştirmeyelim ve bu hususta Allah'ın rızasını kazananlardan olalım.
Yazımızı Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in şu sözleriyle noktalamak istiyorum.
"Müslüman; elinden, dilinden müslümanlar selamette kalan kimsedir. Muhacir de, Allah'ın nehyettiğini terkedendir."
Kadın olsun, erkek olsun, Allah (c.c) hepimize, dilimizle, bedenimizle, kalbimizle, ruhumuzla tam bir Müslüman olmayı nasib etsin... Amin!