DÜNDEN BUGÜNE AMELİ
EROZYON...DAVUD ŞENDOST
http://www.ilkadimdergisi.com/197/kapak-davudsendost.htm
Müslümanların son yıllarda başına gelen en büyük felaket, amellerindeki
erozyondur. Bu felaket son zamanlarda ciddi boyutlara ulaşmış ve iyi
düşünülerek, tedavi yolu bulunması gereken acil bir hastalık haline gelmiş
durumdadır. Zira büyüklerimizin buyurduğu gibi, “inandığın gibi yaşamıyorsan,
yaşadığın gibi inanmaya başlarsın.” Durum yaşadığımız gibi inanmaya ulaşırsa o
zaman İslam toplumu iflah olmaz bir hastalığa yakalanmış olur.
Yıllardan beri ciddî bir amelî erozyon yaşamaktayız. Dün yaşanan o güzellikler
bugün maalesef yaşanmamaktadır. Dünkü o samimi davranışlar, bugün yerini sahte
davranışlara, o güzel dostluklar, yerini menfaatlerin konuştuğu bir sahaya, o
sevgi ve muhabbetler, yerini riyakâr sevgi ve muhabbetlere bıraktı.
Dün, müslümanlar camilerini doldururken, bugün camilerimiz bomboş kaldı. Dün,
sabah namazının değerini bilen müslümanlar, bugün bu değeri unutur oldu. Dün
fedakarlıkta ön safta olanlar, bugün bu güzellikten kaçar oldu. Dün gayesi,
“Allah’ın rızası için İslam’ı hayata hakim kılma” olan müslümanlar, bugün gayesi
“kesesini, kasasını doldurup, rahat bir hayat yaşama” olan müslümanlar halini
aldı. Dün uhuvvet sarayında en güzel örnekler sergileyen müslümanlar, bugün bu
sarayı bırakıp zillet harabesine daldı. Dün maddî-manevî yardımlaşmayı bir
hamiyet sayan müslümanlar, bugün bu güzel hasleti aptallık sayar hale geldi. Dün
komşuluk ilişkisini Allah’ın bir lütfu sayan müslümanlar, şimdi komşuluk
ilişkisini bir eziyet sayar oldu. Dün müslümanlar, kardeşi hastalandığında onu
ziyaret etmeyi bir erdem olarak görürken, cenazesine koşarken, bugün bunlardan
uzaklaşmaya azamî gayret sarf eder oldu. Dün küslüğü bir insanı katletmek olarak
gören müslümanlar, bugün yerlerini ilişkiyi kesmekte hiçbir beis görmeyen,
birbiriyle ilişkisini kesen, dargın, küskün yığınlarca müslümanlara bıraktı. Dün
iki kardeşin arası açılınca, onları barıştırmak için yarışan müslümanların
yerine, bugün “banane” diyerek umursamayan müslümanlar var. Dün kin, kibir,
gurur, yalan gibi çirkin hasletleri bilmeyen müslümanlar yerine, bugün bu çirkin
sıfatları normalmiş gibi yapan müslümanlardan olduk. Dün bir kardeşimizin başına
bir sıkıntı geldiğinde, bir vücut gibi olan müslümanlar yerine, bugün duyarsız
bir toplum olduk.
Dün “doğudaki bir müslümanın ayağına bir diken batsa, batıdaki müslüman acısını
hisseder” düsturunda olan müslümanlar iken, bugün dünyada akan kanın müslüman
kanı olmasına aldırmayan; Çeçenistan, Keşmir, Filistin ve Irak’ta müslüman
kardeşlerimiz toplu halde öldürülürken, bacılarımızın ırzları, namusları yok
olurken, oradaki çocuklarımız katledilirken, kılı kıpırdamayan, yüreği yanmayan;
bu mezalime karşı bir şeyler yapmak şöyle dursun, dua bile etmeyen müslümanlar
olduk. Dün bir hayır çalışmasında ön safta olan müslümanlar yerine, bugün böyle
bir hayır çalışmasına yüzünü ekşiten müslüman olduk. Dün hizmeti bir fazilet
sayan müslümanlar yerine, bugün hizmeti yük olarak gören müslüman olduk. Dün,
İslam tarihini, tefsiri, hadisi yaşamak için, dinleyen müslümanlardan iken,
bugün bunları genel kültür için dinleyen müslümanlardan olduk. Dün bir Mus’ab
bin Umeyr olmak için can atarken, bugün topçu ya da popçu olmak isteyen biri
olduk. Dün Kur’an okumaya, bizi cennete ulaştırıp, cehennemden koruyan merhamet
ve şefkat dolu bir hâdise olarak bakarken, Kur'an’ın, bizlere zaman içinde
gönlünü açtığını, düşünürken, bugün O’ndan uzak kalmaktan hiçbir sıkıntı
duymayan bir müslüman olduk.
Aman Allahım! Sen bizi muhatap kabul ederek (tabiri caizse) bir mektup
yollamışsın, biz ise eşsiz bir güzellik olan Kur’an okumaktan işimizi,
dünyalığımızı, meşgalemizi bahane ederek uzak kalıyoruz. Bir Ebu Cehil, bir Utbe
bile Kur'an’ı dinlemek için Rasulullah (SAV) Efendimizin evine giderler, gizlice
Kur’an dinlerlerdi. Peki ya bizler neden Kur’an dinlemek istemiyoruz.
Arabalarımızda, evlerimizde dinlemek için nice imkanlar var, teypler, radyolar
ve niceleri. Ama bizim radyolarımız Kur’an yayınlanan kanallara ayarlı değil ki!
Artık kulaklarımız, gönüllerimiz Kur’an ve güzel şeyleri dinlemekten zevk
alacağı yere, şeytanî müziklerden zevk alır hâle geldi. Bu ne zillet ya Rabbi?
Bu ne çirkinlik ya Rabbi? Teyplerimizde Kur’an ya da gönüllere huzur veren ilâhi
kasetleri yerine, aşuftelerin kasetleri var. Ya Rabbi biz ne haldeydik, ne hâle
geldik?! Dün ilâhilerdeki sazın cevazını konuşurken, bugün aşuftelerin
şarkılarına mübtela olduk. Hassasiyetlerimiz yok oldu, ihlasımız kayboldu,
sevdalarımız kurudu, kurumuş çeşmeye döndük. Dün aşkla koşuşanlar bugün nerede?
Karşılıksız, beklentisiz çabalayanlar bugün nerede? Hizmet için kendini
paralayan, cihadı gündemlerinden düşürmeyen, şehadeti özleyen o samimi mü’minler
bugün nerede? Birbirlerine bakarken gözlerinden sevgi fışkıran o yiğitler bugün
nerede? Dün faizden kaçmayı, aslandan kaçma gibi gören ve uzak duran
müslümanlar, bugün faizli taşıt kredilerini almak için ya da başka krediler için
sıraya girmekte…
Kur'an’la irtibatsızlık günümüzde müslümanların bir yarasıdır. Unutmayalım ki,
Kur'an’ın olmadığı yerde, O’nun olmadığı gönüllerde, O’nun olmadığı toplumlarda
iman yoktur, dolayısıyla hayat yoktur. Vahiy ile sulanmayan gönüllerde hayat
olamaz. Vahiyle irtibatı olmayanlar bir nevi ölüdürler. Halbuki iyi biliyoruz
ki, Kur’an bir nurdur, Kur’an okumak kalplerdeki pası giderir, Kur’an’ın hem
işlerimizin rast gitmesine bir sebep, hem son nefeste bir kolaylık, hem kabirde
nur ve muhafız, hem kıyamette şefaatçi, hem de cehenneme bir kalkan olduğunu çok
iyi bilmekteyiz. Bu ve daha bir çok konuda bilgimiz hatta ilmimiz olmasına
rağmen hâlâ neden bu kadar duyarsız davranıyoruz anlamıyorum. Allah için ne olur
kendimize gelelim.
Hayat kitabımızdan uzak kaldığımız gibi diğer ibadetlerimizde de pek çok
eksiğimiz var. Zaman zaman namaz ibadetimizde bile tekasül gösteriyoruz. İslamî
eğitimden uzak kalmış, İslamî hayattan haberdâr olmayanların durumu belki
anlaşılabilir de, pek çok eğitim almış, İslamî hayatla alakalı bilgisi topluma
göre üst düzeyde olan müslümanlar neden bu haldeler? Hepimiz biliyoruz ki,
hayata tatbik edilmeyen bilgiler kişiye vebalden başka bir şey getirmez.
Allahu Teâlâ’nın, Peygamber Efendimizin bunca emri ve beyanı ortada dururken
nasıl olur da namazlarımızın kazaya kalmasına göz yummaktayız? Nasıl olur da
camiye, cemaate bu denli uzağız? Nasıl olur da nafile ibadetleri kâle almaz bir
hâle geldik? Nasıl olur da Allah’ı unutur haldeyiz? Neden O’nun zikrinden,
şükründen uzak kalmaya çalışmaktayız? O güzellikleri neden tatmıyoruz?
Namazlarımızı zevkle kılmak yerine neden bir vazifesavar misali, kuşun yem
gagalar misali hissiz, ruhsuz kılıyoruz?
Şu hususa dikkat edelim: Rivayet edildi ki, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellemin pazartesi günü ruhu kabzedildi. 18 gün hasta yattı. Ashab, kendisini
ziyâret ediyordu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin söylediği son söz:
“Namaza dikkat edin, hizmetçilerinize iyi davranın. Namaza dikkat!”
Biz, Allah’tan geldik, şimdi O’na gidiyoruz. Düşünün ki, rehberimiz, önderimiz,
Rasulümüz son anında bile namaza dikkatimizi çekiyor.
Unutmayalım ki ahlak-ı zemimenin, kalpteki hastalıkların tedavi yolu bu
usullerden geçmektedir. Kalplerimizde manevî hastalıklar varsa -ki var-
kimimizde kibir, kimimizde kin, kimimizde cimrilik, kimimizde enaniyet,
kimimizde öfke, kimimizde kalp katılığı, kimimizde yalan, kimimizde gıybet,
kimimizde itaatsizlik, kimimizde izinsizlik varsa -ki var- öyleyse ne olur
aklımızı başımıza alalım. Bu hastalıkların tedavisinin yegane yolu, bu
ibadetlerden geçmektedir.
Kibir varsa tedavisi namazdır, yüzünü bol bol secdeye koymaktır. Mezarları
ziyarettir ki, bir zamanlar orada yatanlar da kibirlenmişlerdi ama bu gün bakın
toprak oldular, hesap veriyorlar.
Kin varsa tedavisi hediyeleşmedir, ziyaretleşmedir, affetmenin yüceliğini
görmektedir. O kardeşe bol bol dua etmektir. Onunla ünsiyet ederek konuşmaktır.
Gıybet varsa tedavisi, kıyameti ve suali tefekkürdür.
Mizanda amellerimizin gıybet karşılığında nasıl yok olduğunu şimdiden düşünerek
idrak etmektir. Bir ufacık kul hakkı karşılığında ne kadar namazımızın
gideceğini düşünmektir.
Allah Teâlâ buyuruyor:
“Hepiniz o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam
verilecek, onlara haksızlık edilmeyecektir.” (Bakara 281)
Ezcümle ne idik ne olduk, gül idik solduk, izzet içinde iken zillete düçar
olduk, güzellikler içinde iken mezbeleliklere razı olduk. Amellerimizde,
hislerimizde, düşüncelerimizde erozyonlar oldu. Bu konuda felç olduk.
Ne olur Allahım, bizleri affet, sana layık bir kul eyle, o güzellikleri yaşamayı
nasip eyle…