Mehmet Şevket Eygi
http://www.milligazete.com.tr/
Muşmulada Alkol Var mı?
TARİHİNİ tam hatırlamıyorum, 1961’le 63 arasında bir gün
bir evde çay ve sohbet meclisine davet edilmiştim. O tarihte YENİİSTİKLÂL
gazetesini yayınlıyordum. Kimin evi olduğunu da unuttum. Sadece, orada bulunan
temiz yüzlü genç bir davetli hakkında kulağıma söylenenleri çok iyi
hatırlıyorum. Yirmibeş yaşlarında idi, tam karşımda oturuyordu. Kolluk
kuvvetlerine mensupmuş. Yanımdaki eğildi, ancak benim duyabileceğim şekilde “Bu
genç çok dindardır, kabuğunun içinde ispirto bulunduğu için limonu bile eline
almaz...” dediydi.
Limon, portakal, mandalina, turunç, greyfurt gibi meyvelerin kabuklarını bir mum
alevine sıkarsanız alev parlar, çünkü bu kabuklarda yanıcı bir madde
bulunmaktadır. Ben kimyacı değilim, alkol müdür, değil midir, bilmiyorum. Alkol
de olsa, dinen bir sakıncası olduğunu sanmam. Nihayet şarap değil, rakı değil,
votka veya viski değil...
Müslüman bir vatandaşım, dindarları severim, takdir ederim. Ama nasıl
dindarları. Orta yolda olan dengeli dindarları.
Orta yolun dışında, sağlıklı olmayan dindarlıklar da vardır. Meselâ gusül veya
namaz abdesti alırken suyu aşırı şekilde israf etmek. Öyle kimseler vardır ki,
boy abdesti almak için metreküplerce suyu ziyan eder. Bir kişi, on kişinin
rahatça abdest alacağı suyu bir abdest için harcar. İsraf dinimizde haramdır.
Müslümanın ölçülü olması gerekir.
Yeme içme konusunda da bazı kışır (yüzey) sofuları çok ölçüsüz hareket
ediyorlar. Doyduktan sonra çatlayıncaya, patlayıncaya, tıksırıncaya kadar
yiyorlar. Doyduktan sonra yemek, o da bir israftır ve haramdır.
Biraz ekşimiş ayranda, üzüm şırasında, bozada alkol bulunduğunu ve bunları
içmenin haram olduğunu söyleyen bazıları, iş gıybet etmeye, başka Müslümanları
gıyaplarında çekiştirmeye gelince haram dinlemezler ve ölmüş kardeşlerinin etini
bol bol yemekte bir beis (sakınca) görmezler.
Temiz bir niyetle sakal bırakmış olan ihlâslı ve faziletli Müslümanları tenzih
ederek söylüyorum, bazı nâ-puhte (pişmemiş, olgunlaşmamış) sakallılar, bu
sünneti yerine getirdikleri için gurur ve kibir sergiliyorlar. Sakal sünnettir,
gurur ve kibir ise haramdır. Bu ikisi nasıl oluyor da bir araya geliyor?
Ham dindarların en göze çarpan özelliği şudur: Onlar,
işlemedikleri günahlar konusunda son derece serttirler, işledikleri günahları
ise görmezden gelirler, üzerinde hiç durmazlar.
Kaba sofuya bir gün beklemiş üzüm suyu ikram etsen bir sürü gürültü kopartır,
“Bunda alkol olabilir, sen bana içki içirmek mi istiyorsun?” diye yaygara
kopartır; gıybete, nemimeye (söz taşımaya) gelince lisanının freni yoktur.
Geçmiş büyüklerimizden biri, Resûlullah’ın (Salat ve selâm olsun O’na) karpuzu
nasıl yediğini bilmediği için karpuz yemezmiş. O büyüğümüze rahmet diliyorum,
hatırası önünde hürmetle eğiliyorum.O zat, gerçekten büyük olduğu için böyle
yapabilir, karpuz yemeyebilir ama bizim gibi âhir zaman Müslümanlarının, besmele
çekip karpuzu yememiz gerekir.
“Resûlullah Efendimiz karpuzu nasıl yemiş, bu husus belli değildir, binaenaleyh
ben de karpuz yemiyorum...” gibi gösterişler avamm derecesindeki sıradan
Müslümanlara yakışmaz.
Efendi! Karpuzu bırak da, gıybete bak. Sen, mü’min kardeşlerinin gıybetini
yapıyor musun, yapmıyor musun? Gıybet konusunda niçin hassasiyet göstermiyorsun?
Yine kaba sofunun biri ömründe hiç muşmula yememiş. Neymiş efendim, içinde alkol
olabilirmiş... Sevsinler...
Hanefî mezhebinde nebiz içmek câizdir. Diğer üç mezhepte değildir. Kaba sofular,
hanefiyyülmezheb bir din kardeşleri nebiz içse kızılca kıyamet kopartırlar.
Hakları var mıdır?
Öyle cemaatler var ki, kendi yayın organlarında (gazete, dergi, televizyon)
İslâm Şeriatına, fıkha, İslâm ahlâkına tamamen zıt bin türlü seyyiat (kötülük,
haram ve münker şey) sergilerler, vicdanları onlardan rahatsız olmaz, sonra bu
muhteremler akıllarını şüpheli ve muhtelefün fih (ihtilâflı) bir hususa takarlar
ve ortalığı velveleye verirler.
A mübarekler! Siz, biraz ekşimiş ayran içip de sarhoş olmuş bir kişi gördünüz
mü?
Hadîs-i şerif olup olmadığını kesin olarak bilmiyorum, “Hayrü’l-umuri evsatüha”
(İşlerin, şeylerin hayırlısı orta olanıdır) diye bir kuralı vardır dinimizin.
Öyle kaba sofular var ki, geceleyin teheccüd namazı kılarken o kadar aşırı
gidiyor ve yoruluyor ki, sabah namazı vaktinden önce derin bir uykuya dalıyor ve
farz olan o namazı kılamıyor. Keşke yatıp uyuyup dinlenmiş olsaydı da sabah
namazını kılabilseydi.
Yine bazı sofular bilirim, bir müessesede çalışırlar, mesai saatlerinde abdest
almak için haddinden fazla vakit harcarlar, namazı ve tesbihatı uzatırlar da
uzatırlar. Ben patron olsam bu gibileri işten atarım. Namaz elbette kılınacak,
lakin işverenin vaktini fazla harcamadan. İşi aksatmamak için abdestli gelmek
veya abdesti öğle tatilinde almak gerekir.
1969 ile 1974 yıllarında yurt dışındaydım. İstanbul’da iki günlük gazete
yayınlıyordum. O zaman bugünkü gibi cep telefonu yok. Muhaberatı mektupla,
yazıyla hallediyordum. İstanbul’da müessese müdürü İsmail bey dostuma bir
talimatnâme göndermiş, gazetede herkes beş vakit namazı kılacak, hatta münferit
kılmayacak, yakındaki Fuad Paşa Camii’ne gidip cemaatle kılacak demiştim. Evet
namaza taraftarım, kılınmasını isterim ama namazı bahane ederek, namazı ve
abdesti uzatarak mesainin (çalışmaların) sekteye uğratılmasını kabul edemem.
Müslüman ölçülü kişidir, orta yoldadır.
Herif sofuluğu kimseye bırakmıyor, kendisinin veya mensubu bulunduğu dinî
cemaatin başının son derece lüks, son derece pahalı, son derece masraflı, son
derece gurur ve kibir verici şahane bir otomobili var. Hiçbir şeye yanmam da
böyle otomobili olan bir kimsenin muşmalada veya limon kabuğunda alkol vardır,
haramdır, aman aman, diye gürültü ve patırtı yapmasına yanarım.
Müslüman halka karşı hüsn-i zan beslemelidir. Karşıdaki komşu balkona masa
kurmuş, yemek yiyor (Ramazan dışında). Masanın üzerinde içi kırmızı bir sıvı
bulunan bir şişe veya sürahi var. Arada bir bardağa doldurup içiyor. Terbiyeli,
ahlâklı, iyi, olgun bir Müslüman bu şişe ve sürahi için ne der? “Herhalde nar
suyu veya kızılcık şerbetidir” der. Asla su-i zan etmez. “Bu herif mutlaka
kırmızı şarap içiyordur” demez.
islâm’da tecessüs de yoktur, haramdır. Tecessüs demek halkın gizli hallerini
araştırmak, casusluk yapmak demektir. Biz Müslümanlar ev dışına, sokağa,
caddeye, meydana, toplum hayatına çıkan kötülük ve haramlarla, Şeriatın
öngördüğü şekilde mücadele ederiz, emr-i mâruf ve nehy-i münker yaparız ama
kimsenin kapısını dinlemeyiz, bacasını koklamayız. (Evine gizlice yabancı erkek
alan bazı uygunsuz karılara eskiden “baskın” yapılırdı. Bu tecessüs sayılmaz.
Çünkü evine erkek aldığı görülmektedir.)
Müslümanın çeşitli tarifleri vardır. Bunlardan biri şudur: “Müslüman o kimsedir
ki, kendi ayıplarını, kusurlarını, günahlarını görmekten ve onlara üzülmekten,
başkalarının ayıplarını, kusurlarını, günahlarını göremez.”
Hazret-i Âişe annemize sormuşlar: “Resûlullah nasıl bir insandı, O’nu bize
anlatın” demişler. Şu cevabı vermiş: “O, Kur’ân ahlâkının canlı, yaşayan şekli
idi...”
Müslüman, elinden geldiği kadar Resulullah’ın ahlâkını taklid etmekle
mükelleftir.
Gece namazı O’nun için farzdı, bizim için değildir.
Bize farz olan beş vakit namazdır. Öncelikle bu ibadeti dosdoğru şekilde eda
etmeliyiz (yerine getirmeliyiz).
Bu beş vakit namazları cemaatle kılmak, farza yakın bir sünnet-i müekkededir.
Buna da dikkat etmeliyiz.
Resulullah Efendimiz alçak gönüllü, mütevâzı, orta halli hayat süren bir yüce
Zat idi. Biz de, O’nun gibi aşırı yemek içmekten, aşırı uyumaktan, lüksten,
israftan, debdebeden, gösterişten, tantanadan uzak durmalıyız.
Nafile ibadetleri, birtakım sünnetleri gurur, kibir, öğünme vasıtası ve vesilesi
kılanlar gerçek sofu değildir, yalancı sofudur. Bundan birkaç sene önce bir adam
görmüştüm. Yerinde duramıyor, bir şey söylemek istiyordu. Nihayet baklayı
ağzından çıkarttı.O gün oruçluymuş, zaten her pazartesi ve perşembe oruç
tutarmış, sakın kendisine çay ve kahve ikram edilmemeliymiş, falan filan. Ben
böyle sofuyu ne yapayım. Bunlardan köy olmaz, kasaba olmaz. Dinimiz ne
diyor?Riya ve gösteriş olacaksa, nafile oruç tutan bozar, sonra yerine kaza
eder. Bizimki, neredeyse, boynuna “Ey ahali bugün ben nafile oruç tutuyorum...”
diye bir yafta asacak.
“Limon kabuğunda, olgun muşmulada, ekşimiş ayranda veya şırada alkol var mıdır,
bunları elle tutmak, yemek içmek haram mıdır?..” derken söz uzadı.