DEDİ-KODUYA NASIL
MUKABELE EDİLMELİ?
http://www.gavsulazam.de/
Gıybet ve iftira etmek büyük günah olduğu gibi, bunları
dinlemek de haramdır...
Gıybet eden ve dinleyen, cehennem ateşinde yanacaktır. Söyleyeni susturmalı,
susturamaz ise, ordadan kalkıp gitmelidir. Ve bunlar için de hayır dua
etmelidir...
Dostların, ahbabların ismlerini yazıp, duvara asmalı, bu
ismleri her görüşde, sahiplerine hayr düa etmelidir. Mezarların üzerine taşlar
dikip, üzerlerine meyyitin ismi yazılır, geçenler, görenler, bu meyyite rahmet
ve istiğfar okurlar. Senelerce bu düalara kavuşan meyyitler kabr azabından
kurtulur.
Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz. Gıybet olunan
kimse bunu işitirse, üzülür. Bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde,
dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur,
arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur.
Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, hep
söylemek gibi gıybetdir. Bir müslümanın günahı ve kusuru söylendikde,
hafızların, din adamlarının, elhamdülillah biz böyle değiliz demeleri,gıybetin
en kötüsü olur. Birisinden bahs edilirken: “Elhamdülillah, Allah (CC), bizi
hayasız yapmadı.” gibi onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur.
“Falanca kimse çok iyidir, ibadetde şu kusuru olmasa, daha iyi olurdu” demek,
gıybet olur. Hucurat suresinde, onikinci ayetinde mealen, “Birbirinizi gıybet
etmeyiniz!” buyuruldu. Gıybet, adam çekiştirmek demekdir. “Birisini gıybet
etmek, ölmüş insanın etini yemek gibi olur” buyuruldu.
Hadis-i şerifde, “Kıyamet günü, bir kimsenin sevab defteri açılır. Ya Rabbi
(CC)! Dünyada iken, şu ibadetleri yapmışdım. Sahifede bunlar yazılı değil,” der.
“Onlar, defterinden silindi, gıybet etdiklerinin defterlerine yazıldı” denir ve
“Kıyamet günü bir kimsenin hasenat defteri açılır. Yapmamış olduğu ibadetleri
orada görür. Bunlar seni gıybet edenlerin sevablarıdır,” denir buyuruldu.
Ebu Hüreyre (RA) diyor ki, Resulullah (SAV) ile oturuyorduk. İçimizden birisi
kalkıp gitti. “Ya Resulallah (SAV)! Rahatsız olup gitti” denildi. “Arkadaşınızı
gıybet etdiniz, etini yediniz” buyurdu.
Aişe (RA) diyor ki: “Resulullahın (SAV) yanında, bir kadının uzun olduğunu
söyledim, “Ağzında olanı çıkar!” buyurdu. Tükürdüm. Ağzımdan et parçası çıktı.
Allah-ü teala (CC) sıfatları, özellikleri, cisim şeklinde göstermeğe kadirdir.
Dindeki kusurları söylemek, mesela namaz kılmaz veya şarab içer veya sirkat eder
veya söz taşıyıcıdır demek ve dünyadaki kusurlarını söylemek, mesela sağırdır,
şaşıdır demek, gıybet olur. Dindeki kusurları, onu kötülemek için söylenirse,
gıybet olur.
“Onun islahını düşünerek söylerse, gıybet olmaz. Acıyarak söylemek de, gıybet
olmaz” denildi. “Bu köyde, namaz kılmıyan var veya komünist var, hırsız var”
demek, gıybet olmaz. Çünki, belli bir şahs söylenmemişdir.
Bir kimse, namaz kılar, oruc tutar, hem de insanlara eli ile zarar verir. Mesela
döver, mallarını gasb eder, sirkat eder. Yahud dili ile zarar verir. Mesela
söver, iftira eder, gıybet eder, söz taşır. Aşikare yapılan fısk ve haramları ve
bid’atları söylemek, gıybet olmaz. Bunları men’ etmesi için hükumete haber
vermesi, günah olmaz.
Bir kimse, babasından gizli haram işleyince, babasının mani’ olacağını bilenin,
babasına söylemesi veya yazarak bildirmesi lazımdır. Mani’ olacağı bilinmiyorsa
haber vermek caiz olmaz. Çünki, düşmanlığa sebeb olur. Birinin zararlarını, ona
acıdığı için veya başkalarının ondan sakınması için söylerse, gibet olmaz. Onu
kötülemek için söylerse, gıybet olur.
Altı kişinin kusurlarını, ayblarını arkasından söylemek, gıybet olmaz: Ona
acıdığı için söylemek, ona mani’ olunması için söylemek, fetva almak için
söylemek, müslümanları onun şerrinden korumak için söylemek.
O kusur, ona ism olmuş ise, onu bu ism ile tanıtmak mecburiyyetinde olmak.
Aşikare, herkesce bilinen fıskı, bid’ati ve zulmü söylemek. Kızarak, onu
kötülemek niyyeti ile söylenen, gıybet olur.
Satılmakda olan malın kusurunu müşteriye söylemek, satıcıyı gıybet etmek olmaz.
Evlenecek erkeğe, nikah edeceği kızın aybını, kusurunu haber vermek, gıybet
olmaz, nasihat olur. Birşeyi bilmeyene nasihat vermek, vacibdir. Açıkca haram
işliyenin ve zulm edenin, açık olmıyan başka ayblarını bildirmek, gıybet olur.
Hadis-i şerifde, “Haya cilbabını çıkaran kimseyi söylemek gıybet olmaz”
buyuruldu.
Cilbab, kadınların geniş baş örtüsüdür. Burada, haya cilbabını çıkarmak, açıkca
haram işlemek demekdir. Hadis-i şerif, böyle kimsenin hayası olmadığını işaret
etmekdedir.
İmam-ı Gazali ve bazı alimler (RA), açık günah işliyenin ve başkalarının
kusurunu söylemenin gıybet olmasında, onu kötülemek, şart değildir, dediler.
Bunun için gıybet etmekden çok sakınmak lazım gelir.
İnsanı gıybet etmeğe sürükliyen sebebler çokdur. Burada onbiri bildirilecekdir:
Ona karşı düşmanlık, yanında olanların fikrlerine uymak düşüncesi, sevilmiyen
bir kimseyi kötülemek, kendisinin o günahda bulunmadığını bildirmek, kendinin
ondan üstün olduğunu bildirmek, hased etmek, yanında bulunanları güldürmek,
şakalaşmak, onunla alay etmek, ummadığı kimsenin haram işlemesine hayretini
bildirmek, buna üzüldü-ğünü, ona acıdığını bildirmek, haram işlediği için onu
sevmediğini bildirmek.
Gıybet, insanın sevablarının azalmasına, başkasının günahlarının kendisine
verilmesine sebeb olur. Bunları, her zaman düşünmek, insanın gıybet etmesine
mani’ olur.
Peygamber Efendimiz (SAV) Allah'ın (CC) Habibiydi, alemlere rahmetti. İnsanları
cennete davet için, cehennemden sakındırmak için en acı sıkıntıları çekti. Ona
akla hayale gelmeyecek iftiraları yaptılar, haşa, sihirbaz dediler, haşa, mecnun
dediler, haşa, şair dediler, haşa, hanımına yani Aişe (RA) validemize iftira
ettiler, çok eziyet ettiler, yollarına bile dikenler döşediler... Allah'ın (CC)
Habibiyle (SAV) harp ettiler. Halbuki O (SAV) rahmet-i ilahi idi, insanlar
yanmasın diye adeta çırpınıyordu. “Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı”
buyuruyordu.
İkinci binin müceddidi, hadis-i şerifle müjdelenen İmam-ı Rabbani’ye (RA) diğer
iftiraların yanı sıra neler dediler. Hatta kitabını bile yazdılar. Serhend
cahili dediler, bu isimle de kitabı yazıp dağıttılar.
Kim Muhammed aleyhisselam’a çok benzerse o derece, bu sıkıntılar, bu iftiralar
başına gelir. Bunlar, bu yolun şanındandır. Eden kendine eder.
Allah-ü teala (CC) kimi azaba atmak isterse büyüklerin üstüne salar, yani o
insanlar büyüklere dil uzatır. Yaradılışında said olanlar kesinlikle büyüklere
dil uzatmazlar. Başka günahları olabilir ama büyüklere dil uzatmazlar.
“Kim bir müslüman(ı gıybet ve şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi
yese, Allah (CC) ona mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de
müslüman bir kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak)
bir elbise giydirilirse, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri mutlaka, onun bir mislini
cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden) bir adam
sebebiyle bir makam elde eder (orada salah ve takva sahibi bilinerek para ve
makama konmak için riyakarlıklara girer)se Allah-ü Teala (CC) Hz.leri Kıyamet
günü onu mürailer makamına oturtarak (rezil eder ve mürailere münasib azabla
azablandırır.)”[1]
Hz. Cabir (RA) anlatıyor: “Resulullah (SAV) buyurdular ki: ‘Ne fasık ne de
mücahir (günahı açıktan işleyen) kimse için söylenen gıybet sayılmaz. Mücahir
olan hariç, bütün ümmetim affa mazhar olmuştur’.”[2] Rezin ilavesidir. Buhari’de
ikinci kısım mevcuttur.
Hz. Huzeyfe (RA) anlatıyor: “Resulullah (SAV) buyurdular ki: ‘Kattat (söz
taşıyan) cennete girmeyecektir’.” Müslim’in rivayetinde “nemmam cennete
girmeyecektir” şeklinde gelmiştir.[3]
İbni Mesud (RA) anlatıyor: “Resulullah (SAV) buyrdu ki: ‘Bana kimse, ashabımın
birinden (canımı sıkacak bir) şey getirmesin. Zira ben, sizin karşınıza, içimde
hiç bir şey olmadığı halde çıkmak istiyorum’.”[4]
Ebu Malik el-Eş’ari (RA) anlatıyor: “Resulullah (SAV) buyurdular ki: ‘Ümmetimde
dört şey vardır, cahiliye işlerindendir, bunları terketmeyeceklerdir:
- Haseble iftihar.
- Nesebi sebebiyle insanlara ta’n,
- Yıldızlardan yağmur bekleme,
- (Ölenin ardından) matem!
Resulullah (SAV) sözlerine şöyle devam etti: ‘Matemci kadın, şayet tevbe etmeden
ölecek olursa, Kıyamet günü üzerinde katrandan bir elbise, uyuzlu bir gömlek
olduğu halde (kabrinden) kaldırılır’.”[5]
Hz. Aişe (RA) anlatıyor: “Bir adam, Resülullah’ın (SAV) huzuruna girmek için
izin istemişti. Aleyhissalatu vesselam: ‘Bu aşiretin kardeşi ne kötü!’ buyurdu.
Ama adam girince ona iyi davrandı, yumuşak sözle hitap etti. Adam gidince: ‘Ey
Allah’ın (CC) Resulü (SAV)! Adamın sesini işitince şöyle şöyle söyledin. Sonra
yüzüne karşı mültefit oldun, iyi davrandın’ dedim. Şu cevabı verdi: ‘Ey Aişe
(RA)! Beni ne zaman kaba buldun? Kıyamet günü, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin
yanında mevkice insanların en kötüsü, kabalığından korkarak halkın kendini
terkettiği kimsedir’.”[6]
Adiyy İbnu Hatim (RA) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın yanında
bir adam bir hitabede bulundu ve dedi ki: ‘Kim Allah (CC) ve Resulüne (SAV)
itaat ederse doğru yolu bulmuş, kim de o ikisine isyan ederse doğru yoldan
sapmıştır.’ Resulullah aleyhissalatu vesselam: ‘Sen ne kötü hatipsin. Şöyle
söyle: ...Kim Allah (CC) ve Resülüne (SAV) isyan ederse...’ buyurdular.”[7]
Hz. Huzeyfe (RA) anlatıyor: “Resulullah (SAV) buyurdular ki: ‘Allah’ın (CC)
istediği ve falanın istediği’ demeyin, lakin şöyle deyin: ‘Allah’ın (CC)
istediği, sonra da falanın istediği’.”[8]
Hz. Ebu Hureyre (RA) anlatıyor: “Resulullah (SAV) buyurdular ki: ‘İmanın en
faziletlisi (nerede olursan ol) Allah’ın (CC) seninle beraber olduğunu
bilmendir’.”[9]
Afv İbn Malik (RA) anlatıyor: “Resulullah (SAV) buyurdular ki: ‘Halka kıssa
(mevize,nasihat) anlatma işini emir veya (emirin tayin edeceği) memur veya
tekebbür sahibi yapar’.[10]
[1] Ebu Davud, Edeb 40, (4881)
[2] Edeb, 60; Müslim, zühd 52, (2990)
[3] Buhari,Edeb 50,Müslim,İman 169,(105); Ebu Davud, Edeb 38, (4771); Tirmizi,
Birr 79, (2027)
[4] Tirmizi, Menakıb (3893); Ebu Davud, Edeb 33, (4860)
[5] Müslim, Cenaiz 9, (934)
[6] Buhari, Edeb 38, 48; Müslim, Birr 73, (2591); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 4; (2,
903, 904); Ebu Davud, Edeb 6, (4791, 4792, 4793); Tirmizi, Birr 59, (1997)
[7] Müslim, Cum'a 48, (810); Ebu Davud, Edeb, 85, (4981), Salat 229, (1099);
Nesai, Nikah 40, (6, 90)
[8] Ebu Davud, Edeb 84, (4980)
[9] Muhtaru’l Ehadisi’n Nebeviyye Tercümesi.S.25.Taberani
[10] Ebu Davud, İlm 13, (3665)